no comments

Ege’nin iki yakasında ekonomi…

Ege’nin iki yakası bir tarafı mavi bir tarafı kırmızı…

Dilerseniz önce Ege’nin mavi yakasına bakalım. 2000’li yılların hemen başında dünyadaki gıda, petrol gibi piyasalarda fiyatlar yükselirken dolar değer kaybetti. Bunlara paralel olarak Abd’de yaşanan mortgage krizleri sadece belli bir kesimi değil tüm Abd mali sistemini etkilemişti.

Kriz kısa sürede Avrupa’ya sıçradı ve en zayıf halkaları sarsmayı başladı. Halkada en çok zararı ise Yunanistan görmüştü. Yunanistan artık borçlarını çeviremez oldu. Bunun nedeni sadece küresel kriz değil Yunan ekonomisinin biriken yapısal mali sorunlarıydı. AB mali yardımlarından en çok destek alan ülkeler arasında ikinci sırada yer alan Yunanistan’da 2000-2007 yılları arasında ülkeye giren yoğun yabancı sermayenin de katkısıyla ekonomi %4,2 civarında büyüme göstermiş, devlet tahvillerinin faizlerinin de düşmesiyle beraber yüksek oranlı yapısal borçların dönüştürülmesi mümkün olabilmişti ancak büyüme ve kamu maliyetleri çok fazla borçla finanse ediliyordu. Kamu borcu/GSYH oranı yükseldikçe Yunanistan için kriz çanları çalıyordu.

Sağlam temelleri olmayan bir ekonomi küresel krizlere dayanamamış ve içerden çatlamıştır. AB üyesi olmasının da avantajlarını kullanarak krizin yaralarını saran Ege’nin mavi yakası, kriz boyunca AB ve IMF fonlarını kullanmıştır. Bu fonları bir takım reformlar yaparak alan Yunanistan’a göre Ege’nin diğer yakasındaki Türkiye’de kamu maliyetlerinin fonlanması daha sağlam gözüküyor.

Kamunun borç yükü açısından Türkiye daha avantajlı durumda. Öte yandan özel sektör borç yükü Türkiye’de de alarm veriyor.

Yunanistanda kişi başı milli gelir Türkiye’nin neredeyse iki katı olmasına rağmen işsizlik oranları Türkiye’ye göre yüksektir bu da mavi yakada gelir dengesizliğinin daha yüksek olduğunu gösterir.

Ekonominin büyüme hızı iki ülkede de alarm veriyor. Türkiye için %5 altında her sonuç kötü, çünkü sadece nüfus artışı ile, hiçbir şey yapmasanız ekonomi 3-5% aralığında büyür. Son gelen 2Q2018 büyüme rakamlarının %5 civarı olması ve 2018 genel büyüme beklentilerinin %3 civarı olması Türkiye’nin içinde bulunduğu likitide krizinin yansımalarından biri konumda. Büyümeyi dış borçlanma ve ithalat ile sürdüren Türkiye kur krizi de yaşıyor. Tüm bunlar çözümü için genel bir tasarruf politikası gerekmektedir.

Türkiye bunu aşmak için Yunanistan’dan daha sağlam bir kamu mali disiplinine sahiptir. Bu kamu maliyesini kullanarak iç tasarrufu teşvik etmelidir. Ege’nin kırmızı yakasının ticaret dengesini yakalanması için de uzun dönemli yapısal reformlara gerek duymaktadır.

Türkiye’de kamusal borçlar azalırken özel sektör borcu artıyor. İhracat geliri avro cinsinden olan Türkiye’nin dış borç ödemesi dolar cinsinden olduğu için EURUSD kurunun durumu da Türkiye’nin ticaret dengesini direkt etkilemektedir.

Türk lirasının 94 ve 2001 krizlerini hatırlatırcasına birden değer kaybetmesi özel sektör için de tehlikeli bir durum oluşturmaktadır.